Gülistan Salıcı

Gülistan Salıcı

ANNE BABALARIN “PRENS” VE “PRENSES”LERİ

Uzmanların gözlemlerine göre bizim de yıllardan beri şahit olduğumuz çocuklara özel statü kazandıran kibirlilik, kendini en özel hissettiren sözlerle çocukları adlandırmalar önem kazandı. Seksenlerin sonundan itibaren doğan çocukların geneli anne babaları tarafından prens ya da prenses olarak adlandırıldılar. Bu çocuklar akılları erdiği günden beri bir dedikleri iki olmayan tüm imkanlar zorlanarak her istedikleri yerine getirilen hiçbir sorumluluk verilmeden büyütülen anne baba olduklarını unutarak arkadaş gibi davranan çocuklardır.

Ben yaşamadım o yaşasın. Benim olmadı onun olsun. Diyerek olmazı olmaya çalışan aileler; çocuklarını paşam prensim prensesim diyerek olmayan şeye inanmalarını sağlamışlardır. Bu çocuklar istedikleri bir şey olmayınca anne babaları tersleyen evde terör estiren bireyler haline gelmeye başladılar.

Bu çocuklar dünyanın kendi istekleri doğrultusunda döneceklerine inanmışlar… Öyle olmadığını görünce de isyanlar başladı tabi. Çoğunlukla anne babaların beni çocuğum benim yaşadıklarımı yaşamasın elde edemediğim şeylere sahip olsun diye kendi hayallerini çocuklarında gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Çocukların hafta sonları tatilinde o kurstan bu kursa koşuşturmaları biz öğretmenleri çok üzüyor. Çocuklar tabi ki sanatsal etkinliklere, spor etkinliklerine katılacaklar. Bu bizi mutlu eder. Ama hepsinden yarım yamalak öğreneceğine seçtiği bir ya da iki dalda kendini yetiştirir, iyi sonuçlar alırsa çocuğun kendine güveni gelecek, en iyiye yönelecektir. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un bu konu ile ilgili değerlendirmesini sizlerle paylaşmak istiyorum. “ Sevgili anne babalar. Biliyorum ki bugün çocuklar henüz dinlenmeden evin rahatlığına doyamadan gerçekten isteyip istemediği çoğu zaman sorulmadan kapı kapı kurslara götürülüyor. Sabah piyano, öğlen tenis, sonra dans. Çocuklarınız için iyi bir şeyler yapma çabasında olduğunuzun da farkındayım. Ancak şu bir gerçek ki çocuklara bu kadar çok ilgi alanı sunup hepsini azar azar tattırmak onları yüzeysel hayat algısının içine sürükler. Çocuklarımızın hayatlarının zenginleşmesi ve anlam kazanması için ilgi ve yeteneklerinin buluştuğu ilgi ve yeteneklerinin buluştuğu bir iki alanda derinleşmelerini sağlamak, onların motivasyonlarını ve yaptıkları işe olan bağlılığını daha da arttırır. Küçük küçük bir çok çukur kazarak amacımıza ulaşamayız. Ancak derin bir kuyu kazarsak suyu bulabiliriz.”

Çok doğru ifade edilmiş kesinlikle katılıyorum. Amacımız iyi yetiştirilmiş çocuklar olduğuna göre öncelikle hak edilmemiş soyluluk içeren (Prens, prenses, paşa) gibi unvanlardan kaçınmalıyız. Son yıllarda bunlara aşkım sözcüğü de eklendi. Onlar sizin değerli varlıklarınız evlatlarınız. Yani oğullarınız kızlarınız. Bizim de değerli öğrencilerimiz.

Bu prens ve prenseslerin telefon, bilgisayar, vs teknolojilerinin gelişimi ile birlikte iletişim ve ilişki kurma becerileri de zayıfladı. Büyük çoğunluğunda eğitim ve meslek seçimleri kısa yoldan para kazandırmaya dayalı…okul biter bitmez iyi bir maaşla üst düzey yönetici olmayı hayal ediyorlar. İş aradıklarında kendilerinin düşündükleri maaşların yarısı bile olmayan paralar teklif edildiğinde hayal kırıklıkları başlıyor. Nazlarını çekmeyen patronlar, iş arkadaşları, şefler… Hayatın gerçek yüzünü görmeyi sağlıyor… “Prens ve prensesin hayatın gerçeği ile ilgisi olmadığını öğrendiklerinde mutsuz, depresif bir kişiliğe bürünüyorlar. Sevgili anne ve babalar hayatın zorluklarının da olduğunu dünyanın her zaman istediğimiz doğrultuda dönmeyeceğini öğreterek büyütelim çocuklarımızı.

Hayatı gerçeği gibi yaşayarak öğrenen, mutlu, sağlıklı, sorumluluk sahibi, vicdanlı çocuklar, gençler yetiştirmemiz dileğiyle sevgiyle kalın.

 


08.07.2019

Yorumlar (2)

+ Yorum Yaz

YAZARIN DİĞER YAZILARI